Yaz sonuydu, vefasız dostum Tayfun gelmiş ve duygulanıp ağlamaya başlayınca şaşkınlıkla gülmüş; “oğlum sakin ol, zaten burdayken de arayıp sorduğun yoktu, hem belki böylelikle daha sık görüşürüz.” diyerek teselli edip boşalan dairemizin önüne çıktığımızda Veli’yle karşılaştık, hâlâ biraz zamanımız olduğundan derneğe gidip birer bira yapalım yolluk dedik; annem beklenmedik bir anda, pat diye erkenden, “gidiyoruz” dediğinde; hiç adetim olmadığı halde, iki birayı on beş dakika içinde içmek zorunda kalmıştım, sonra çocuklar bizi uğurladı, yola çıktık. O günkü koşturmacanın içinde bir ara aylardır bi türlü görmediğim sevgili dostum Tolga’yla da ayak üstü tesadüf edip vedalaşmıştık; burda akrabaları olduğundan, onla görüşme olasılığımız da artıyordu aslında; ama nerden baksan bir sene oldu, ‘hasretinden prangalar eskittim’ yine de bir türlü bir araya gelemedik. Zaten liseden sonra bir daha asla tam kadro sahaya çıkamadık.
23 Mayıs 2014 Cuma
18 Nisan 2014 Cuma
ŞEREFE
Erkenden
kalkıp, kahvaltı etmeden, üniformamı giyip; okul yerine, yol üstündeki Rasim Abi’nin kahvesine gittim,
12 Kasım 2013 Salı
BAYILIRIM BÖYLE GENÇLERLE İÇMEYE
Bayılırım
böyle gençlerle içmeye diyerek, telefona sarıldım.
“Kusura
bakma abi, yarın LYS var.” deyince,
“Olur
mu öyle şey canım, boşver? Canın sağolsun, sen değil ÖSYM utansın.” diyerek
konuşmayı sonlandırdık.
Tabi
ben de hemen oturduğumuz apartmanın altındaki bakkalın yolunu tuttum.
1 Eylül 2013 Pazar
ASLINDA O ADAM BENİM
Tereddüt etmeksizin, balkonda sohbeti
koyulaşmış adamların masasına ilişti, teklifsizce. Gayet rahattı, herkese
merhaba deyip oturdu. İlk etapta geleni yadırgasalar da üç kafadarın
şaşkınlıklarını üzerlerinden atmaları uzun sürmedi ve muhabbete kaldıkları
yerden devam ettiler.
Yaz kaç zamandır erken gelmeye
başlamıştı, böyle günlerde balkonda oturup soğuk bira eşliğinde kafa dengi
kimselerle laflamak, her şeyi bırakıp kendine zaman ayırabilmek ve iyi vakit
geçirmek bir nimetti. Bu şekilde damdan düşen her kimse artık, illa ki
içlerinden birinin tanışıdır diye geçirdiler içlerinden ve sormadılar ne ona,
ne de kendilerine.
2 Mayıs 2013 Perşembe
ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN
Telefonuma
baktığımda annemin beni aramış olduğunu gördüm, geri aradım, meşguldü. Biraz
sonra tekrar aramak üzere cebime koyduğumda bunu unutacağımı biliyordum; tıpkı
ertesi gün arayıp, aramış olduğunu, açmadığımı ve onu hiç aramadığımı
söylediğinde; az evvel yazdıklarımı da unutacağım gibi. Oysa ben, öğüdünü
tutmuş; o gün yemek yemiş, yırtık pantolonumu sağlamıyla değiştirmiş, hatta
yıkanmıştım bile lakin gelmemişti; öyleyse yapmış olduğum tüm bu saçmalıkların
ne anlamı vardı?
25 Mart 2013 Pazartesi
BOKA SOR
Üç
katlı bir apartmanın üçüncü katında gözlerimi açtığımda dünyaya; susuzluktan
boğazım kurumuş, kavruluyor ve canım aşırı derecede sigara çekiyordu; üstüne
üstlük acayip şekilde sıkışmış, bir an önce işemeliydim.
29 Mayıs 2012 Salı
ÇOK YORGUNUM, BENİ ELLEME KAPTAN
Gelin de
katılmayın, şu küçük oyunumuza; hanımlar önden, beyler arkadan.
Bu dinginlik
bana huzur veriyor; rakı, sigara; insan dünyayı bir masada tartabiliyor.
Kendime, taşıyamayacağım bir yük yaratsam ve onu taşısam ne olurdu ve bu benim,
küçük sırrım olsaydı ve kimse bilmeseydi, neyi değiştirirdi? Yinde de bu
dinginlik bana huzur veriyor; öte yandan herkes dahil, hiçkimse anlamasaydı fark
eder miydi ve sevmek, bu gece bana huzur veriyor. Oysa, her şey değişiyor ve bu
bana huzur veriyor.
22 Mayıs 2012 Salı
BİR MAYIS
Güneşin tepede parladığı ama
hafif rüzgarın da serinletici etkisiyle bunaltmadığı; uçsuz bucaksız yemyeşil
çayırlarda rengarenk kır çiçeklerinin açtığı, beyaz bulutlarla bezeli masmavi
gökyüzünün, sonsuz berrak denizle birleştiği ufkun bile ötesinin göründüğü
yerler, hatta bu manzarayı gören gözler bile vardı belki de; ben onlardan
değildim ve bunları düşünmekten çok uzaktım. Betonun, arabaların, gürültünün,
kalabalığın, acelenin, kirli havanın arasında kalmıştım, nerde olduğumu
kestirmem kolay olmadı; bir yanda üstü, başı dökülen, kirli, leş gibi kokan,
bakımsız ama gözleri parlayan çocuklar; diğer tarafta iyi giyimli, hijyenik ve
maalesef ki parfümleri berbat kokan, bakımlı ve nursuz suratlar; bütün bunlar
her zaman için benim kafamı karıştırmaya yetmiştir.
Geriye kalan
hayatımın ilk gününe; içim huzurla dolup, umutla bakmadan, yeni bir gün diye
düşünmeksizin uyanmıştım yine; her zamankinden, hayat işte. “Hayat böyle daha
güzel.” gibi uzun cümleler kurmuyordum; bütün maceralarım ve dolayısıyla
soluğum anca “hayat böyle...” ya da çoğunlukla, “hayat...”a kadar
yetebiliyordu; oysa her zaman zenci bir saksofoncu olmak istemişimdir.
Söylediğim gibi güneş parlıyordu, gözlüklerimin arkasından bunu görebiliyordum
ve etrafta çok fazla ses vardı; ışığı biraz kısıp, müziğin sesini biraz daha
açmak isterdim, eğer dans edecek olsaydım çünkü; böyle şeyler için önce havaya
girmek gerekir ve ben hiç havamda değildim; dans etmeyecektim, eski bir dostla
buluşacaktım sadece, onun bir başka dostunun çalıştığı çay bahçesinde.
15 Mayıs 2012 Salı
BAĞ
Ütüsü bozulmuş
beyaz takımı, pantolondan özgür kalmış gömlek etekleri, sökülmüş kravatıyla,
dağılmış yağlı saçlı adam düşünür hikayeyi; asma katlı müzikli, loş ve zeytin
yağlı mezeleri oldukça hoş bir Rum tavernasında, uzarken sakalları:
Adamın biri bir
kadını sevdi, kadın başka bir adamı.
11 Mayıs 2012 Cuma
KIZARMIŞ PATATES
Saat
yedi civarlarıydı, acıktığımı hissetmiş ve henüz kahvaltı yapmadığımı fark
etmiştim. Daha fazla zaman kaybetmeden üzerime bir şeyler geçirip dışarı
çıktım, uyandığımda beş filan olmalıydı, güneş yeni batmakta, karanlık örtü
gözümün alabildiği her yere egemen olmaktaydı, havanın serin olması yanı sıra
herkesin kurulu bir düzeni vardı ve geçtiğim sokaklar tenha sayılırdı. Dükkandan
içeri girdim, daha dolmamıştı, boş masalardan birine oturdum ve siparişimi
verdim. Patatesimin kızarmasını beklerken, bir yandan da etrafa göz atıyordum,
yalnızken ve beklerken ya da biri bir şeyler anlatırken insan sıkılıyordu
haliyle; bu zor zamanlarda kadraja güzel bir kadın yüzü veya vücudunun güzel
bir parçası girse hiç fena olmazdı, uygun bir şey aramış ancak bulamamıştım;
piyasalar durgun, işler kesat, esnaf kan ağlıyor diye geçirdim içimden ve bir
sigara içmeye karar verdim beklerken, bunun için dışarı, kapının önüne çıkmam
gerekiyordu çünkü içerde sigara içmek yasaktı.
Dışarı
çıktığımda sigara içen iki kişi gördüm, sırtı bana dönük olan karşısındakine
hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu, arkadan sessizce yaklaştım ve elimi
omzuna atarak
“Dostum,
benim de seks hayatım berbat!” dedim, şaşkınlık içinde güldüler, tanıdıklardı,
neler yaptığımı sordular.
TAVŞANLA KAPLUMBAĞA
Uyu
o zaman, sana bi masal anlatayım istersen, tavşanla kaplumbağanın hikayesini
bilir misin; sen rahat ol, bilen biliyo?
Bir
tavşanla bir kaplumbağa varmış, senden iyi olmasınlar; çok içerlermiş ama
kaplumbağa meyhaneye gelene kadar tavşan çoktan sarhoş olurmuş, bu hep böyle
olmuş, en sonu tavşan bıkmış “Hep geç kalıyosun abi!” diyerek dostuna sitemde
bulunmuş. Kaplumbağa da bu duruma çok içerlemiş, saatler ilerledikçe alkolün de
etkisiyle sinirler gerilmiş, dükkanın ışıkları kapanmış, masalar boşalmış,
bardaklar ve tabaklar gibi ceplerle birlikte; bizimkiler de onları
beklediklerini fark edince daha fazla ayıp olmasın diye kalkmaya karar
vermişler, tam o esnada, o kafayla meydan okumuş kaplumbağa, tavşana
“Hadi lan...”
demiş, “... mahalleye kadar yarışalım, kaybeden yarınki hesabı öder!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)